DÜNYA ÇEVRE GÜNÜNDE TÜKETİM, ÜRETİM VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KISKACINDA KENTLER

Genel tartışma:

Sadece Ankara’da değil, Dünya’daki bütün kentler büyük bir üretim, tüketim ve israf döngüsü içinde varlıklarını sürdürmektedir. Tüketim ve israfa dayalı alışkanlıklar sadece vatandaşların gündelik alışkanlıklarını yeniden şekillendirmekle kalmıyor, fiziksel olarak kentlerin yeniden üretilmesini de dayatarak, kent yaşamını olumsuz yönde değiştiriyor.

Üzerinde yaşadığımız gezegenin kaynakları sınırlı. İçilebilir su miktarı ve ekilebilir topraklarımız giderek azalmakta. İklim değişikliği, kentlerimiz üzerinde etkisini her geçen gün daha fazla göstermekte. Tüketim odaklı kentleşme düzenimiz bu olumsuz gelişmeleri beslerken, kent yönetimleri ve devletler hızla artan etkileri azaltmaya yönelik adımları çok yavaş atıyorlar. Yapılan araştırmalarda,1 kentler küresel ölçekte hesaplanan tüketime dayalı ortaya çıkan ve yeryüzünde sera etkisi yaratarak ısınmaya sebep olan gazların  %60-70’inden, tüketime ve israfa dayalı sera gazı salınımının ise %20-30’undan sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu rakamlar, küresel ısınmanın önüne geçme ve kaynakları verimli kullanma konusunda kentlilere ve dolayısıyla kent yönetimlerine düşen rolün bir kez daha altını çizmektedir.

İsraf ve tüketime dayalı düzen kent yaşamımızı esir almış durumda. Ankara gibi büyük kentlerimizde israf sadece gıda, su ve diğer maddi tüketim yollarıyla kendini göstermiyor. Neoliberal politikalar vasıtasıyla dayatılan kentleşme süreçleriyle doğal ve kırsal alanların sermayeye konu edilmesinin yolu açılıyor ve dolayısıyla su kaynakları, havzalar, mera alanları gibi müştereklerimizi hızla yitiriyoruz. TÜİK verilerine göre Türkiye’de tarım alanları 2001’de 26.4 milyon hektarken, 2016’da 23.7 milyon hektara gerilemiş durumda. 2017 yılında yaklaşık 80 milyon olan Türkiye nüfusunun 2023 yılında 86 milyona ulaşacağı öngörülüyor ve günümüzde ülke nüfusunun yalnızca %7’si kırsal alanda yaşıyor. Bir yandan tarım alanlarımız azalırken diğer yandan nüfusumuz hızla artıyor ve kentlileşiyor. Artan ve kentlileşen bu nüfusu  doyurmanın yolu ise bir yandan kır ve kent ilişkisini yeniden düşünmemiz üzerinde geçerken diğer yandan kentlerimizde yaşanan gıda ve su israfına acil bir çözüm bulunması gerekliliğini ortaya koyuyor.

Su tüketimi ve sorunu:

Tüketimin farklı ve yaygın boyutları beklemediğimiz alanların tüketime konu olduğunu gösteriyor. Örneğin aşırı su tüketimi yalnızca suyun doğrudan kullanımı yoluyla değil, tüketim ürünlerinin (elektronik, gıda, tekstil, vb.) üretimi sürecinde de suyun fazlasıyla kullanılması yoluyla da gerçekleşiyor. Tükettiğimiz ürünlerin bir çoğunun atığa dönüşmesi yoluyla kullanılan suyu da bir hiç uğruna israf etmiş oluyoruz.  Bu demek oluyor ki, yalnızca üretim sürecine yönelik atık yönetimi anlayışı yerine, hane halkı ölçeğine kadar tüketim sonucu oluşan her türlü atığın azaltılmasını mercek altına alan politika ve uygulamalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Ankara su kıtlığının ne demek olduğunu bilen bir kent. Sıklıkla su kıtlığı ile karşı karşıya kalan bir kentin bu sorunu Kızılırmak suyunu Ankara’ya vermek ya da Bolu’dan tüneller aracılığıyla Ankara barajlarına Gerede Projesi gibi büyük ölçekli projeler yoluyla su taşımak gibi geçici çözümler yerine, su kaynaklarının verimli kullanılmasını sağlayacak kentsel düzenlemelerle iklim değişikliği ile mücadele eden, değişikliklere uyum sağlayabilen bir kentsel planlama anlayışını ortaya koymak gerekiyor.

Gıda tüketimi ve sorunu

Tarım ve Gıda Örgütü’nün “Küresel Gıda Zayiatı ve Atıkları”2 üzerine hazırladığı raporda insanın tüketmesi için üretilen gıdanın üçte birinin dağıtım sırasında veya tüketilmeden bozularak kaybolduğuna değiniliyor. Küresel ölçekte bu şekilde yıllık 1,3 milyon ton gıda israf ediliyor. Türkiye örneğinde ise günde 4,9 milyon ekmek çöpe giderken, ülke nüfusunun bir kısmı açlıkla mücadele ediyor3. Yıl boyunca israf edilen ekmeğin üretimi için kullandığımız su da dolayısıyla israf edilmiş oluyor.

Gıda üretimi ve tüketimi sırasında açığa çıkan sera gazı azaltımı konusunda da sadece üretim süreçlerini değiştirmeye yönelik değil tüketim alışkanlıklarını da değiştirmeye yönelik çalışmalar gerekmektedir. Bu konuda en büyük görev kentlerde yaşayan tüketicilere ve yerel yönetimlere düşüyor.

Tarım potansiyeli yüksek ve kentlileri doyurabilecek olanaklar sunan Atatürk Orman Çiftliği gibi kent içinde yer alan alanları hızlı ve kontrolsüz kentleşme nedeniyle yitiriyoruz. Benzer şekilde Ankara’nın çeperlerinde yer alan tarım alanlarını hızla inşaat şantiyelerine dönüştürmeye devam ediyoruz. Tüm bunlar yakın gelecekte Ankara kentini gıdaya erişim açısından da büyük sorunların beklediğinin göstergesi olabilir.

Ne yapılabilir?

Aşırı su ve gıda tüketimimiz bir yana, suya ve gıdaya erişim sorunlarımız giderek büyüyor. Bunun yanında tüketimimiz sonucu oluşan atıkla da başarılı bir şekilde baş edebildiğimiz söylenemez. Kent yönetimlerinin atık yönetimi konusunda yaratıcı olması, atık üretimini azaltıcı önlemler alması ve kentlilere  yol göstermesi, yaşadığımız küresel iklim değişikliği içinde bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bir süredir üzerinde çalıştığı “Sıfır Atık” projesi her ne kadar atık yönetimi konusunda adımlar atmaya yönelik olsa da, hane halkı atıklarını görmezden gelmesi sebebiyle eksik bir proje olduğunu belirtmek gerekmektedir.  Bakanlık web sitesinde yayınlanan proje tanıtım metnine göre proje öncelikle Ankara’da faaliyete geçecek ve kamu kurum/kuruluşlarında, eğitim kurumlarında, alışveriş merkezlerinde, hastanelerde, eğlenme-dinlenme tesislerinde ve büyük iş yerlerinde uygulanması amaçlanmaktadır. İklim değişikliği ile mücadele etmek ve kaynakların bilinçli kullanımını sağlamak sadece Ankara ölçeğinde değil ülke ölçeğinde bütüncül olarak gerçekleşmeli ve  hane ölçeğinde yapılan atıklar konusunda da çalışmalar acilen yapılmalıdır.

Yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı, Şehir Plancısı Odası Ankara şubesi olarak Ankara Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere şubemize bağlı olan diğer il ve ilçe belediyelerine İklim Eylem Planlarını ivedilikle hazırlamaları, kentsel gelişime yön veren stratejik planların ve imar planlarının da çevresel hassasiyetlerle hazırlanması konularında çağrıda bulunuyoruz. Planlama süreçlerinde iklim, gıda ve su konularının gözetilmesinin kamu ve çevre refahını gözeten planlar yapma yolunda atılacak en önemli adım olduğunun bir kez daha altını çiziyoruz.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi

  1. Mohareb, E. A., Heller, M. C., & Guthrie, P. M. (2018). Cities’ Role in Mitigating United States Food System Greenhouse Gas Emissions. Environmental Science & Technology, 52, 10, 5545-5554.
  2. Gustavsson, J. (2011). Global food losses and food waste: Extent, causes and prevention. Rome: FAO.
  3. http://www.hurriyet.com.tr/kelebek/hurriyet-pazar/5-gunde-mogani-42-gunde-sapancayi-iciyoruz-407899033

Önceki Açıklama

Herşeye rağmen kazanıyor, Ankara’yı ranta karşı koruyoruz!

Sonraki Açıklama

Ankara Bir Değerini Daha Yitiriyor, Yıkım Tehlike Saçıyor!

Son Basın Açıklamaları

Öğrenci Komisyonu

Türkiye genelinde öğrenim gören Şehir ve Bölge Planlama öğrencilerinin Odamız bünyesinde faliyet göstermesi amacıyla 2009 yılında kurulmuştur.
Detaylar için tıklayınız...

MİSEM

Şehir ve Bölge Planlama alanında meslek içi eğitimler ve sınavlar Odaca oluşturulacak Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) tarafından gerçekleştirilmektedir.
Detaylar için tıklayınız...

Odaya Kayıt Ol

İlgili mevzuat gereğince mesleğimizi icra etmek isteyen bütün meslektaşlarımızın Odamıza üye olmaları gerekmektedir.

KAYIT OL

Yeni Yayınlar

AOÇ Hikayeleri

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI ANKARA ŞUBESİ

ANKARA - 2017

Koruma Sempozyumu Genişletilmiş Bildiri Özetleri

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI ANKARA ŞUBESİ

ANKARA - 2017