DOĞAL VE KÜLTÜREL ALANLARI TALAN ETMENİN YENİ ARACI “MİLLET BAHÇELERİ” OYUNUNUN ANKARA SAHNESİ

Kentsel rant üretimi, iktidarın seçim vaatleri kapsamında yıllardır kullandığı en büyük güç alanı halini almıştır. Her seçim döneminde mega ve çılgın projeler gibi yeni tanım ve kapsamlarla ortaya çıkan projeler içinde Millet Bahçesi tanımı da AKP’nin, 2019 Yerel Seçimlerinde ön plana çıkan projesi olarak sunulmuştur. Tartışılan Millet Bahçeleri teker teker gün yüzüne çıkarken altındaki ilişki ağı kendini iyice belli etmeye başlamıştır. Kentlerimiz için büyük tehdit halini alan bu projeler Ankara’da, önce yerel seçim sürecinde apar topar ihale edilmeye başlanmış, sonrasında yerelde yaşanan değişim sürecinin ve sermayeye verilen vaatlerin baskısı altında usulsüzce inşaatlarına başlanmıştır. Şimdi ise tam da toplumun kentten çekildiği salgın sürecinde, inşaat çalışmalarına aktif bir şekilde devam edilmektedir.

Millet bahçeleri doğal ve kültürel alanları imara açmak için kullanılan bir araçtır.

Ekonomik krizin Türkiye’nin lokomotif sektörü olan inşaat sektörünü de derinden sarsmasıyla birlikte, yandaş sermayedarların kazanım sağlayabileceği bir araç olarak üretilen Millet Bahçeleri, Türkiye’nin dört bir yanındaki doğal ve kültürel alanları imara açan ve sekteye uğrayan inşaat sektörünü canlandırmayı ve sürdürmeyi amaçlayan bir proje olarak ortaya çıkmıştır. Bu merkezi projenin gücü kendini öylesine göstermiştir ki öncelikle 17 ilde 28 adet Millet Bahçesi olarak açıklanmış, ardından sayısı 33, 60, 81, 93 olmak üzere sürekli artmıştır. Merkezi ve yerel yönetimlerin propaganda aracı olarak yöneticilerin beyanlarında ya da fabrika gibi işleyen ihaleler ile ortaya çıkmaya devam eden projelerin sayısı son durumda net bir şekilde bilinememektedir. Ankara’da da önce Atatürk Kültür Merkezi alanı ve Gölbaşı Özel Çevre Koruma Bölgesi sınırları içerisindeki havzanın sulak alanlarını kapsayan Millet Bahçesi projelerinin ön görüldüğü açıklanmış, 2019 yerel seçimleri öncesi apar topar Mamak Üreğil Millet Bahçesi açılmıştır. Ardından Ankara’da hali hazırda bulunan birçok yeşil alanın Millet Bahçesi olarak düzenleneceği  seçim propagandası olarak duyurulmuştur. Bunlar arasında şu ana kadar; İmrahor Vadisi (Kanal Ankara olarak lanse edilmiş), Cebeci Stadı, Çubuk Çayı, Yükseltepe, Hacıkadın, Dikmen Vadisi, Gazi, Göksupark, Karaköy, Payamlıtepe, Belören, Temelli Göleti, Altındağ Merdivenkaya Ormanları, Bağlum Ağaçlık Alanı, Polatlı, Kahramankazan, Kızılcahamam, Çubuk alanlarında Millet Bahçesi inşa edileceği açıklanmıştır.

Elbette, iktidarın ve sermayedarların “bahçe” yapabilmek için yarış halindeki beyanlarının ve gövde şovunun nedenleri iki temel olgu üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bunlardan biri, millet bahçelerinin barındırdığı mekansal öğeler ve tanımlarla AKP’nin muhafazakar ideolojisinin Türkiye’nin dört bir yanındaki değerli kamusal mekanlara yansımalarını sağlayacağı bir araç olarak Millet Bahçelerinin yasallaştırılmasıdır. İktidarın mekandaki imzası olarak kullanılan bu araç aslında bir paravan işlevi görürken, asıl niyet inşaat sektörünün çıkmaza girişi ve sektörü ayağa kaldıracak hamlelere ihtiyaç duyulması altında yatmaktadır. Bu noktada Millet Bahçeleri hamlesi kamusal alanların özelleştirilmesi, inşaata açılması ve aslında çok daha fazlasını sermayeye vadeden bir rant bahçeleri projesi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu iki kapsamı Ankara’daki örneklerle daha detaylı aktarabilmek bu büyük oyunu görebilmek adına önem arz etmektedir.

Millet Bahçeleri iktidarın yıkıcı, muhafazakar ve tepeden inme politikalarının bir örneğidir.

“Millet Bahçesi” tanımı, aslında Ankara’da 1900’lerde başlayıp, erken Cumhuriyet döneminde kentin açık-yeşil kamusal mekânlarını üretme politikası olarak tarih sahnesinde kendini var etmiştir. Bu tanım Cumhuriyet döneminin koruyup geliştirmeyi amaçladığı kentleşme pratiklerinden biri olarak bir dönem önemli roller üstlenmiş olan ve kolektif hafızada iz bırakan bir deneyimdir. Cumhuriyet döneminin temel demokratik yapılanması da dahil olmak üzere, kültürel ve mekansal izlerinin yok edilmesine neden olan politikalarla karşımıza çıkan iktidar, Cumhuriyet dönemindeki Millet Bahçeleri ile aynı ismi kullanarak kolektif hafızayı çarpıtan ve kamusal değerlerin yok edilmesini amaçlayan projeler üretmektedir. Ayrıca bahçe olarak tanımlanan bu inşaat projelerinin muhafazakâr yaşam biçimlerinin üretildiği mekanlar silsilesi olduğunu; içerisinde kentsel donatı alanlarının nüfusun ihtiyaçları gözetilmeden ve üst ölçekli plana bağlı olmadan gelişigüzel biçimde belirlendiği görülmektedir. Projelerde “ücretsiz” çay, kahve, simit ve kurabiye gibi sunumları olan millet kıraathanelerinin bulunması, devasa ibadethanelerin ihtiyaçtan bağımsız ideolojik bir hakim öğe olarak yer alması, tasarım altyapısında mekânsal ve sembolik kurguları baskın dini öğelerle kendini göstermektedir. Muhafazakar, ayrıştırıcı ve tek merkezli politikalarıyla kendini var eden iktidar, Millet Bahçeleri ile de bu politik altyapısından vazgeçmeden tüm kentlerde tepeden inme projeler üretmeyi amaçlamaktadır.

Millet Bahçesi pazarı; planlamanın temeli olan bilimin, hukukun ve mekanın kısıtlarını aşabilmek adına iktidar tarafından, muhtaç oldukları yandaşlarına bir karşılık vermek için oluşturulmuştur.

Ankara‘da Millet Bahçelerine dönüştürülmesi düşünülen alanları bütüncül olarak değerlendirdiğimizde, hepsi halihazırda doğal değerleri ile ön plana çıkan, korunarak hiçbir biçimde yapılaşmaya konu edilmemesi gereken, kentimiz için mekansal ve tarihsel derinliği olan, mevcutta rekreasyonel ve sosyo-kültürel yaşamın sürdürüldüğü ve bir kısmının doğal koruma alanları barındıran kamusal alanlar olduğu görülmektedir. Ayrıca bu alanlar içerisinde, korumak için yıllardır mücadele ettiğimiz ve hukuki süreçleri kazanımla sonuçlanan birçok alan yer almaktadır. Ankara’nın doğal değeri olan İmrahor Vadisindeki İmrahor deresinin yapay kanallara alınmasını ve çevresinin betonlaştırılmasını öngören Kanal Ankara projesi, özel kanununa tabi olması sebebi ile dönüşümü gerçekleştirilemeyecek olan Atatürk Kültür Merkezi alanı, yıkım kararı ile mücadele ettiğimiz Cebeci Stadı, Atatürk Orman Çiftliği alanı ve hukuki kazanım sağlamış olmamıza rağmen yapımı tamamlanan ve kamuyu önemli zarar uğratan Ankapark alanı, çeşitli mücadelelerle korunmaya çalışılan Gölbaşı-Eymir-İmrahor vadisi alanını (Eymir gölü alanı ayrıştırılarak) kapsayan doğal yaşam koridoru Millet Bahçesi projelerinin uygulanması öngörülen alanlar arasındadır .

Yine bu önerilen proje alanlarında veya hemen çevresinde daha önce hazırlanmış kamu yararı gözetmeyen planlara karşı davalarımızın olduğu AKM (Merkez Ankara Projesi), Çubuk Çayı, Hacıkadın, Dikmen Vadisi, Göksupark, Karaköy, Payamlıtepe, Belören, Bağlum bölgeleri gibi sorunlu yapılaşma kararlarının ve davaya konu planlama pratiklerinin gerçekleştirildiği çoğunlukla lüks konut projelerini barındıran alanlar görülmektedir. Bu örnekler ile davaya konu planların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve TOKİ eliyle, planlama mevzuatına darbe sayılabilecek bir yöntemle, hukuku hiçe sayarak gerçekleştirilmesinin ve aklanmasının amaçlandığını görmekteyiz. Diğer yandan, bu alanların mevcut doğal ve kültürel değerleri ile korunması yerine ranta konu edilmesi aslında çevresi ile bütünleşecek büyük bir rant üretimini oluşturma çabasına dayanmaktadır. Sonuç olarak önerilen Millet Bahçeleri, daha organize bir rant üretim sürecinin parçası olarak lüks konut projelerine hizmet veren, ek getiri sağlayan ve satış-pazarlama unsuru olarak sunulan hukuksuzluğu tetikleyici projeler halini almıştır.

Millet Bahçesi projeleri planlama meslek disiplinini hiçe sayan bir darbedir.

Millet Bahçeleri projelerinin bir kısmının planlarını inceleyebildiğimiz bu süreçte, projelerin meslek disiplini perspektifinden yıkıcı, tepeden inme ve başıboş bir sürecin tetikleyicisi olduğu görülmektedir. Bu projeler ile kentimizin doğal ve kültürel alanları Millet Bahçeleri adı altında iktidarın tepeden inme projelerle korunacak alanlara el koymasını ve özelleştirmesini kapsarken; üst ölçekli planlarla uyumsuz ve parçacıl plan kararları üretilmektedir. Bilimsel dayanağı olmayan bu projelerin yer aldığı plan raporlarında, korumanın esas olduğu alanlar için en temel ekolojik sistem bileşenlerinden bile bahsedilmemektedir. Demokratik ve katılımcı yöntemlerle üretilmesi gereken planlar, alanların doğal özellikleri temel alınarak ilgili kamu kurumlarının, meslek odalarının ve üniversitelerden uzmanların görüşü dahi alınmadan yapılabilecek projeler halini almış ve planlama disiplininin ilkeleri tamamen göz ardı edilmiştir.

Meslek alanımızın temelini oluşturan bütüncül planlama anlayışına karşı, alınan kararların bilimsel dayanaklarının açıklanmadığı yetersiz plan açıklama raporları sunulmuş ve kentsel donatıların plansız bir biçimde dağıtıldığı görülmüştür. Ayrıca maliyetinin bilinmemesi gibi sebepler gerekçe gösterilerek önerilen işlevler için mali bir fizibilite çalışması sunulmamıştır. Bu sebeple, kamu yararının ne olduğu ve kamu zararının boyutlarının ne olacağı konusu büyük bir muamma yaratmaktadır. Bu bakımdan hesapsız, kitapsız, hiçbir fizibilite çalışmasına dayanmadan yapıldığı açıkça görülen bu projeler silsilesinin kamuyu zarara uğratacağı aşikardır.

Planlama açısından bir diğer sorun ise, bu projelerin uygulama aşamalarını yönlendirecek unsurlar imar planlarında belirlenmeyip, planların kademeli birlikteliği ilkesi yok sayılarak sadece Kentsel Tasarım Projelerine bırakılmasıdır. Uygulama imar planları aracılığıyla tanımlanması gereken ibadethane, sosyal donatı gibi inşaat alanlarının planlarda belirtilmeyip, projelendirme sürecinde kentsel tasarım planlarına eklendiği yeni bir uygulama yöntemine başvurulduğu görülmektedir. Böylelikle kentsel tasarım projeleri ile her şeyi yapabilecek bir gücün elde edilmesinin önünü açan bir uygulama anlayışı riski karşımıza çıkmıştır. Mekansal Planlar Yapım Yönetmeliğine 08.01.2019  tarihinde eklenen Millet Bahçesi gösterimi açık ve yeşil alanlar kullanımı başlığı altında yer almasına rağmen, kentsel tasarım projeleri ile “özel proje alanı (ÖPA)” niteliğine büründürülmüş olup, açık yeşil alan kullanımı içinde sınırsız yapılaşmanın önü açılmıştır. Kentsel tasarım projeleri ile yapılaşma yoğunluğuna ve yer seçimine karar verilen cami, çayhane, kıraathane gibi sosyokültürel, ticari kullanım alanları, planlarda açık-yeşil alan olarak gösterilerek kamuyu aldatma yoluna gidilmektedir. Kentlerimizin kültürel ve doğal alanlarına, özel statülü alanlarına ilişkin böylesi önemli imar kararları yalnızca kentsel tasarım projeleri üzerinden tanımlanamaz.

TOKİ tarihindeki dönüşüm

Bazı millet bahçesi projelerinin uygulayıcı kurumu olan TOKİ’nin, uzun yıllardır kuruluş amaçlarına uygun çalışmalardan uzak, çoğunlukla inşaat sektörünü büyütecek projelere imza atmasına ek olarak, Millet Bahçeleri projesi ile çalışmalarına yeni bir boyut kazandırdığı görülmektedir. TOKİ’nin dar ve yoksul kesim için ucuz konut üretmek olarak lanse edilen kuruluş amacını değiştirdiği, lüks konut projelerine ağırlık verdiği, korumaya karşı bariz bir tavır aldığı ve toplu konut alanları dışında da donatı ihtiyacına kaynak ayırmaya başladığı yeni bir dönüşüm süreci içerisinde olduğunu görmekteyiz.

Millet Bahçeleri, kendi yasal zemininde bile hukuksuzdur!

Millet Bahçeleri mevzuattaki yerini, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’nin Tanımlar başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında 1 Mart 2019 tarih ve 30701 sayılı Resmi Gazetede yapılan değişiklikle eklenen alt bentle almıştır. Buna göre mevzuatta “Millet Bahçeleri: Halkı doğa ile buluşturan, rekreaktif gereksinimleri karşılayan, afet anında kentin toplanma alanları olarak da kullanılabilecek, yer seçimi, alan büyüklüğü, fonksiyonları ve tasarımı gibi hususların Bakanlıkça hazırlanarak yürürlüğe konulacak Millet Bahçeleri Rehberinde belirlendiği büyük yeşil alanlar” olarak tanımlanmıştır.

Resmi tanımından da anlaşılacağı üzere, herhangi bir alanın Millet Bahçesi olarak belirlenebilmesi için öncelikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanacak ve yürürlüğe konulacak Millet Bahçeleri Rehberinde yer almış olması gerekmektedir. Şu ana kadar Millet Bahçeleri Rehberi ilgili Bakanlık tarafından hazırlanmış ve yürürlüğe girmiş bir çalışma bulunmamaktadır. Ancak yüzden fazla Millet Bahçesi projesinin adı kamuoyu ile paylaşılmış durumdadır. Bu nedenle, Millet Bahçesi olarak tanımlanan alanların niteliği ve niceliğini karşılaştırabileceğimiz bir temeli olmaması açısından belirsizdir. Bu haliyle, Rehber yürürlüğe girmeden herhangi bir alanın Millet Bahçesi olarak belirlenmesi, planlanması ve hatta inşaata başlanmış olması hukuka açıkça aykırıdır. Kaldı ki, böyle bir konuda kentlerin üst ölçekli planlarla belirlenen açık ve yeşil alanlar kurgusuna uyulması gerekirken, merkezi bir kurum tarafından hazırlanacak olan bir rehberin daha başlamadan sorunlar yaratacağı ortadadır.

Ayrıca ÇŞB tarafından daha önce hazırlanmış olan Kentsel Tasarım Rehberleri ve bu dökümanlarda vurgulanan planlama-tasarım ilişkisinin Millet Bahçeleri için geçersiz olduğu görülmektedir. Millet Bahçeleri projelerinde Bakanlıkça hazırlanan mevcut rehberlerin ve ilgili mevzuat maddelerinin dikkate alınmadığı çok açık bir biçimde görülmekte olup, belirtilen tanımda rehberler aracılığıyla Millet Bahçeleri için yer seçimi yapılacağı ifade edilmektedir. Dolayısıyla planlama mevzuatında yer seçiminin rehberler aracılığıyla yapılamayacağı açıktır. Rehberler parçacıl planların meşrulaştırılmasının bir yöntemi olarak kullanılmaktadır. Oysa ki tüm kenti ilgilendiren önemli kararlar ve yer seçimleri üst ölçekli planlara uygun olarak olarak belirlenmelidir.. Rehber olarak adlandırılan belgelerin sadece ilke ve esasları belirleme gibi bir amacı olması nedeniyle hazırlanacak olan rehberin meşru bir zemini bulunmamaktadır.

Telafisi olmayan doğal alanların tahribine ve kamusal zararlara sebep olacaktır. Ankara’nın açık ve yeşil alanları bütüncül bir planlama anlayışı ile korunmalıdır. 

‘Rant bahçeleri’ yerine, Ankara’nın açık-yeşil alanları için acil olarak bütüncül, kent ve kamu ihtiyacını gözeten üst ölçekli planlarla uyumlu, alanların doğal, kültürel ve ekolojik yapısını koruma ve geliştirme odaklı, katılımcı yöntemlerin doğru bir şekilde sağlandığı planlama ve uygulama çalışmalarına ihtiyacı bulunmaktadır. 2023 Ankara Nazım İmar Planı’nda tanımlanan “Yeşil ve Açık Alan Sistemi Ana Planı” çalışmaları bir an önce demokratik ve katılımcı yöntemlerle hazırlanmalıdır. Açık ve yeşil alanlar, kentsel yeşil sistemin, kent bütününün ve kent makroformunun bir parçası olarak ele alınmalıdır. Kendi doğası ve ekolojik yapısını korumayı önceliklendiren, farklı kentsel bölgeleri birbirinden ayıran koridorlar tanımlayan, afet risklerini azaltmaya yönelik işlevlendirilecek biçimde bütünlük sağlayan ve kentsel yaşam kalitesini artıracak biçimde nefes alma noktaları olarak açık ve yeşil alanlar tanımlanmalıdır. Havza ve koridor bazında planlama yapılarak alanın özgün yapısı korunmalıdır. Sosyal ve teknik donatılar, mekansal ve sosyal eşitsizlikleri gidermek amacıyla “Donatı Alanı Planlaması” çerçevesinde geliştirilmelidir.

Millet Bahçeleri projesi kirli ve tehlikeli bir oyundur. Ankara’nın yerleşim çeperlerindeki bu açık-yeşil alanlar büyük bir risk altındadır. İktidarın dayatması ile gerçekleştirilmesi planlanan bu projeler, kentimizin doğasını talan etmeyi amaçlamaktadır. Günbegün sayısı ve ismi değişen projelerin gerçekleştirilmesi doğada geri dönülmez tahribata yol açacak ve kalıcı kamu zararlarına sebebiyet verecektir. Millet Bahçeleri adı altındaki bu kirli oyunun Ankara’daki örneklerini peyderpey, detayları ile açıklamaya devam edeceğimizi ve böylesi bir örgütlü kötülüğe karşı mücadelemizi hukuksal zeminde de sürdürdüğümüzü kamuoyu ile saygıyla paylaşırız.

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi



Önceki Açıklama

Güvenpark’ta Mücadele Kazandı!

Sonraki Açıklama

Ankara’nın Merkezinde Salgın Krizi Fırsata Çevrilmektedir

Son Basın Açıklamaları

Öğrenci Komisyonu

Türkiye genelinde öğrenim gören Şehir ve Bölge Planlama öğrencilerinin Odamız bünyesinde faliyet göstermesi amacıyla 2009 yılında kurulmuştur.
Detaylar için tıklayınız...

MİSEM

Şehir ve Bölge Planlama alanında meslek içi eğitimler ve sınavlar Odaca oluşturulacak Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) tarafından gerçekleştirilmektedir.
Detaylar için tıklayınız...

Odaya Kayıt Ol

İlgili mevzuat gereğince mesleğimizi icra etmek isteyen bütün meslektaşlarımızın Odamıza üye olmaları gerekmektedir.

KAYIT OL

Yeni Yayınlar

AOÇ Hikayeleri

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI ANKARA ŞUBESİ

ANKARA - 2017

Koruma Sempozyumu Genişletilmiş Bildiri Özetleri

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI ANKARA ŞUBESİ

ANKARA - 2017